YA YOKSAN YANIMDA
(BÖLÜM 3)
Kendimi kaybettim belki de ve bu yüzden tam olarak ne olduğunu ayıramıyorum. Kışın, alıp verdiğim nefesimdeki buharın karıştığı yoğun sis içinde önümü göremeden yaptığım uzun yürüyüşlerdeki gibi nerede olduğumu bilemeden kendimi kaybettim belli ki. Kendini kaybetmek bu kadar huzur verebilir mi insana? Pek çok kez kendimizi kaybeder ve olanı biteni bununla açıklama yoluna gideriz. Başka türlü açıklanmayacak şeyler için bulunabilecek en güzel kılıftır kendini kaybettiğini söylemek. Hep kendimizi kaybederiz. Ya kendini bulmak nasıl bir şeydir? Hiç durmadan kendi etrafınızda dönmekten başınız dönerken aniden durup sizin etrafınızda dönen her şeyi hareketsiz ve sakin bir şekilde görebilmek midir kendini bulmak? Peki kendinizi en son ne zaman buldunuz? Bulduğunuzda hala siz miydiniz? Nerede, ne yapıyordunuz? Kiminleydiniz? Kendinizi bulduğunuzu düşündüğünüzde kendinizden kaçalı çok uzun zaman geçtiğini, artık başka biri olduğunuzu, farklı bir yerde başka insanlarla olmanız gerektiğini fark ettiğinizde kendinizi tekrar bilinçli olarak kaybetmek daha iyi bir seçenek gibi gelmiyor mu? Belki de burnunu hiçbir şeye sokmadan ve fazla kurcalamadan yaşamak en iyisi. Etrafınızı kaplayan sisin içinde yaşayıp ardında ne olduğunu sorgulamadan verdiğiniz nefesin sis içine karışmasından tat almak yeterli. İyi ama ben o an'ı kendimi kaybettiğimde mi yoksa kendimi bulduğumda mı yaşadım? O yanımdayken sisin içinde mi dönüyordum yoksa etrafımda dönen sisi mi izliyordum? Öyle görünüyor ki başımın üstünde tavanda duran tek lambanın verdiği cılız ışık bu soruyu cevaplamam için yeterli değil. En azından şimdilik…
***
- Yine mi siz?
- Biz tabi ki başka kim seni bu kadar sevebilir ki?
- Bu kadar sık gelmenizi sevmiyorum ama.
- Sonuçta gelmemizi sevmediğini söyleyemiyorsun bak.
- Bizsiz olamayacağını da kabul ediyorsundur artık. Yalnız, ikimize ihtiyacın varda şuna neden ihtiyacın olsun bilmiyorum.
- Sen onlara bakma. Ben olmasam bu ikisi birbirini öldürmek için bir saniye beklemez.
- Şu an üçünüzü de görmek istemiyorum bu kesin.
- Sen kavrayamıyorsun olayları.
- Safsın sen!
- Evet haklılar, bırak artık bu işleri, bizi dinle.
- Peki deyip sizi dinleme hatasına tekrar düşmeyeceğim. Zaman kaybı.
- İyi düşünebilsen kaybettiğin sadece zaman değil, sensin.
- Benim kaybettiğim bir şey yok!
- Ha şöyle konuş bakalım. Bizsiz yapamazsın sen, boşuna direnme.
- Biz olmasak seni mahvederler. Mahvettiler de zaten. Hiç dinlemedin bizi hiç!
- Evet ya, olanı biteni göremiyor musun hala?
- Benim değil sizin göremedikleriniz var.
- Neymiş merak ettim doğrusu.
- Bunu size ispatlamak zorunda değilim.
- Bırakın üstüne gelmeyin, iddialaşmaya gerek yok. Hepimiz aynı gemideyiz unutmayın.
- Siz bir şeyleri var sayarak başka şeyleri yok sayıyorsunuz. Var olan bir şeyi yok sayamazsınız.
- Bak, biliyorsun onlar böyle gizemli hallerde gelir, güzel konuşup samimi davranırlar. Aklında iz bırakırlar. Aratırlar. Kaç kez söyleyeceğim sana bunu? Nasıl anlamazsın aradığın şeyin yalan olduğunu?
- Üstelik ilk de değil bu. Hadi bize bu konuda inanmıyorsun, önceki örnekler, alınan dersler? Biraz mantık kur, biraz gör artık!
- Her örnek aynı olsa belki haklısınız.
- Sonuç hep aynı ama naber.
- Aradığımın ne olduğunu bilmeden her şeyi aynı göremem.
- Aradığını bilmediğin bir şey için bizi dışlıyorsun, bildiklerini!
- Her şey aynı ise anlamı ne yaşamanın?
- En iyisini ye, en güzelini iç, en çok sen tüket diye varsın bu dünyada. Onlar seni değil sen onları tüket diye varsın. Anlam bu!
- Her şeyin en çoğu sadece senin olmalı. Amaç bu.
- En güzelin en çoğuna sahip olmak seni her zaman mutlu etmeli.
- İşte sorun burada. Bahsettiğiniz şeyler beni anlık mutlu ediyor.
- Harbiden saf bu ya!
- Yok öyle demeyelim. Görecek bunları zamanla. Kimisine bir bela, kimisine bin cefa.
- Bakalım ne bulacak karşısında bu defa!
- Siz bana aitsiniz ben size ait değilim. Bu benim; beni ben yapan şeyler. Sizin bela ya da cefa dedikleriniz benim için şerefler.
- Gerçekten şerefsiz bu adam ya! Ne alakası var şerefle bahsettiklerinin. Her önüne gelen seni kandırıyor. Kafana vurup elinden alıyor seni. Söyle, karşınına alıp kim dürüst oldu sana. Bizden başka kim konuşuyor mertçe seninle? Nasıl bir şereftir şerefsizlik!
- Anlayamıyorsunuz. Sizinle konuşabilmemin tek nedeni de bu şeref.
- Keşke konuşmak zorunda kalmasaydık.
- Yine aynı şeyler olacak, biz bunu görebiliyoruz. Sen göremiyorsun.
- Siz sadece olmuş olanları görüyorsunuz, olacakları değil! Ve unutuyorsunuz ki;
Varsa ümitte bir değer, ümit için her şeye değer.
Bulduğum şey o değilse aradığım değilmiş meğer.
Gönül aradığını yine de sever.
***
Hüseyin Serçe