Şiir, Öykü, Deneme, Anı, Eleştiri, Günlük,Şarkı Sözü, Resim, Fotoğraf, Müzik, MP3, Sinema, Edebiyat, Kültür, Linkler, Sizden Gelenler...  Bünax Sanat
İletişim:
bunax@hotmail.com
free hit counter
hit counter
GÜNÜN SÜRPRİZ(LER)İ

19 Kasım 2008 1 - 2
:)        :(
HAFTANIN FOTOĞRAFI
AVRUPA HATIRLARI 4
Lütax
Dali

TATLI KASIM
Dr. Yasin Aslan


BEKLEYİŞ (YENİ!)
Ebru


ANNELER ve SEVGİLİLER
Mert Aslan


YILLAR ÖNCE
Teslima'dan


NE DEMİŞ ATALARIMIZ ?
Sibel Koçak & bünax


TOPRAK KOKUSU
Bünyamin Aksoy

BU DÜNYADA GEÇİRDİĞİM ZAMANDA ÖĞRENDİKLERİMDEN... (YENİ)

1.En iyi dostlarım telefonda "birazdan oradayım" dediklerinde evin durumunu şöyle bir gözden geçirip, etrafı toplama telaşına girmediklerim...

2.Her geçen günü özlememe rağmen, hiçbir güne geri dönmeyi istemiyorum aslında.

3.Cep telefonuyla konuşmayı değil, sadece mesaj yollamayı seviyorum.

4.Ne kadar yaşarsam yaşayım, ister emekli olayım, ister yaz tatilinde olayım, Pazar gecelerini sevemeyeceğim.

5.Kalbimin, hiç kimsenin giremeyeceği, benim de en fazla kapısına kadar yaklaşabildiğim, kapalı, havasız, kasvetli ve korkular saklayan bir odası var.

6.Gördüğüm güzel rüyaların, gördüğüm kâbusların onda biri kadar bile olmadığını görüp bunu bilinçaltıma çok zaman önce döşediğim mayınların birer birer patlamasına bağlıyorum.

7.Yağmur öncesini ve yağmuru çok seviyor ama sonrasından akıl almaz derecede nefret ediyorum. Yağmur sonrası sokaklardaki su birikintileri savaş sonrası meydanlarda kalan kanla eşdeğer neredeyse benim için.

8.Ağzımdan çıkan cümlelerin yaklaşık yüzde doksan beşi hiç çıkmasa da olur. Bol bol boş konuştuğumu fark ettim.

9.İlkbaharda ölmek istiyorum. Ölümümden dolayı kimsenin uzun süre üzülmesini istemiyorum.

10.Yaşamımda büyük bir iz bırakma, geride kalıcı eserler bırakma isteğimin kaybolduğunu gördüm.

11.Beşeri aşka neden mecazi aşk dediklerini anladım eskilerin.

12.Başkaları için çok değerli olan şeylerden gözünü bile kırpmadan birden bire vazgeçenlere hayran olduğumu anladım. İnsanlarda "aceba ne buldu da bunlardan vazgeçti" merakını doğuranlara hayranım. Mevlana'nın aşka dair anlattığı öyküyü bu yüzden bu kadar çok seviyorum sanırım.

13.Kendime yakın bulduğum sanatçıların akıbetlerini öğrendikçe tedirgin oluyorum.

14.İçerisinde bir şeyleri yok etmenin olmadığı bilgisayar oyunlarından zevk alamıyorum.

15.Çocukluk yıllarımdan en çok sapanımı ve aşağı yukarı aynı büyüklükteki taşlarla dolu ceplerimi özlüyorum. Sapan, benim için içimdeki masumiyetin, usul usul suda kaynayan o meşhur kurbağa gibi, kayboluşunun trajik sembolüdür.

16.En iyi anlaştığım insanların çoğunun benden birkaç yaş büyük ya da birkaç yaş küçük olduklarını fark ettim.

17.Sigara içen kadınları çok itici bulduğumu anladım.

18.Hayatımın bir dönemi var ki, o dönemde hayatıma giren kim varsa hepsine ayrı bir sevgi duyuyorum. O dönem bayıltıcı güzellikte bir parfüm kokusuydu da sanki, o odada o an kim benimleyse o koku ona da sinmiş gibi... Şimdi o kokunun özlemi içimde büyüyünce onlardan birini göresim geliyor. Bu duyguya en yakın tasviri Çehov'un "A Lady's Story" öyküsünde buldum.

19. Romanlarda ve öykülerde çocukluk yıllarımın tam aksine olayları değil sadece tasvir, benzetme ve yorumları seviyorum.

20.Birçok kişiye aynı anda gönderilen mail ve cep telefonu mesajlarından hoşlanmıyorum ve tebrik mesajları da dahil, doğrudan bana yazılmadığını anladığım hiçbir mesajı okumuyorum. (Yine de cevap yaziyorum.)

21. Yahudi katliamının anlatıldığı filmleri görüntü, ses, kurgu, müzik vs bakımından çok başarılı bulduğumu üzüntüyle fark ettim. // Schindler's List, Life is Beautiful, Pianist, Jacop The Liar, The Counterfeiters vs.

22. Günde en az 10-15 dakikamı anahtar arayarak geçirdiğimi bilmeme rağmen bunu çözmek için atılacak bir iki ufak adımı hiçbir zaman (şu an da dahil) atmadım. Ve üç anahtardan hep ilk önce açmayacak olan dış kapının anahtarını denediğimi fark ettim eve girerken.

23.Yeğenlerimi anne babalarından daha çok özlediğimi fark ettim.

24. İnsanın kalbini yanı başındaki insana açmasındansa, hiç tanımadığı milyarlarca insanın kolayca erişip okuyabileceği bir ekrana açmasının daha kolay olduğunu gördüm hayretle.

25. İnsanın annesinden başkasına (eğer hayattaysa) dertlerini açmasının ne kadar saçma ve gereksiz olduğunu anladım.

26. İnsanın hayatta alacağı hiçbir takdirin öneminin olmadığını, bunun şarap gibi geçici ve aldatıcı bir sarhoşluk verdiğini, ayıldığında insanın kendisini bir çöplükte uzanmış titriyor olarak bulacağını biliyorum. (Ayılacak kadar talihliyse tabi...)

27. Düğün, eğlence, konser gibi hareketli ve coşkulu anlardan sonra içimi uzun süreli bir sıkıntı kapladığını, gittiğime gideceğime bin pişman olduğumu anladım. İçimde bir kirlenmişlik hissi duyuyorum. Eğlenenleri anlıyorum, eleştirmiyorum, ama ben yapamıyorum...

28. Hayatta bir çok şeyin, yalnız yaşamak başta olmak üzere, önceleri katlanılamaz, zamanla alışılabilir, sonra da vazgeçilmez olduğunu gördüm.

29. Bir şeyleri erteleme alışkanlığının, dev bir örümcek gibi, insanın hayallerini gerçekleştirme ihtimallerini, yıllarını, kendine olan saygısını ve yaşamının büyük bir dilimini ağlarla usul usul örüp, sımsıkı boğduğunu gördüm.

30. Kendisi için aşk acısı çektiğini bildiği bir kişiye karşı, (ona karşı bir şeyler hissetsin ya da hissetmesin) insanın hiçbir zaman -içinde gizli bir gurur ve sevinç olmaksızın- katıksız bir üzüntü duyamayacağını anladım.

31. Yıllarca lokantada ekmek arası bir şey yerken, ikinci bir ayranı söylemeyip, yediğim ekmekle bir bardak ayranı boşu boşuna eşzamanlı bitirme gayreti içinde olduğumu fark ettim. İçtiğim ayranın ilk yudumu hep büyük, sonrakilerse git gide daha küçük olmuştur. Son yuduma düşense, varlığıyla yokluğu ayırt edilemeyecek kadar azdır.

32. Tümdengelimlerle başlayan bütün aşkların eninde sonunda biteceğini anladım.

33. Kesin, net, ne yaptığını iyi bilen, yargılara varmış, cümleleri "-dir", "dır"larla biten insanları değil de, bulanık, yolunu bulamamış, bocalayan ve yargılar edinememiş insanları sevdiğimi fark ettim.

34. Çoğu kez büyük bir gayretle, inanmadığım bir çok şeye başkalarını inandırmaya çalıştığımı ve bu süreçte gizliden gizliye kendimi de inandırmaya çalıştığımı fark ettim.

35. Uzun yıllar misafirlikleri bazı ikramlar uğruna katlanılan, tüketilmesi zorunlu ve sıkıcı ama oldukça keyif alınıyormuş gibi davranılması beklenen, içinde yaşanılan toplumun dayattığı zahmetli görevler zinciri olarak gördüm. Bir insanın misafir olarak gittiği kişiye içinden gelerek "Boşver çayı kahveyi, gel otur şöyle, ben seni görmeye geldim." diyebilmesinin o ilişki adına ne kadar güzel bir şey olduğunu biraz hayret ve mutlulukla anladım. Çocukluğumda annemin misafirlere nasıl bu kadar içten davrandığını, neden benim gibi hemen diğer odaya kaçıp kapının arkasına gizlenmediğini, gelenler ne kadar kalabalık olursa olsun nasıl hep gülümseyebildiğini anlayamazdım. Misafirleri kırmamak için uzun uzun rol yaptığını düşünür, onun adına üzülürdüm. O kadar ki, bayramlarda el öperek aldığım harçlıkların bedelini fazlasıyla ödediğimi düşünür, bu kadarcık bir harçlık için o kadar sıkıcı zaman dilimlerine ve beraberliklere nasıl katlandığıma şaşırırdım. İnsanın insanı gerçekten özlediğini, sevdiğini, görmekten, birlikte zaman geçirmekten, onu dinlemekten, ona anlatmaktan, hiç yüksünmeden ona ikramlarda bulunmaktan ne kadar hoşlanabileceğini anladım. Bu anlamda bayram ziyaretleri, düğünler, cenazeler, hasta ziyaretleri gibi bir araya gelmeler anlam kazanmaya başladı içimde.

Bünyamin Aksoy
devam edecek...

Not: Arkanıza yaslanıp seyrettiğiniz bu fotoğrafın çekimi biraz olaylı oldu. İki iri köpeğin saldırısı karşısında, fotoğrafı çeken (o mağdur benim) canını zor kurtardı...Yine de şimdi güven içinde tekrar o güzel kavaklara bakmak keyif veriyor. bnx :)